Yakın İlişkilerin Gizli Anlamları

YAKIN ILISKILERIN GIZLI ANLAMLARI & BIREY, ÇIFT VE AILELERDE DUYGU ODAKLI TERAPI

Yazar; Dr. Mehmet TEKNECI

Yayınevi; Yakamoz Yayınları

 

Kişiler birbirlerini görür, beğenir ve ilişkiye başlamaya karar verirler. Peki bu ilişki gerçekten kendimizi ve sevdiğimiz kişiyi olumlu, olumsuz taraflarıyla gördüğümüz; kabul ettiğimiz ve ilişkimizi bütün gerçekliğiyle değerlendirdiğimiz bir ilişki midir? Yoksa kendimizin eksik kalmış duygusal ihtiyaçlarımızı sağlamaya çalışıp sevdiğimiz veya ilişkide kaldığımız kişiyi aşırı olumlu gördüğümüz, olumsuzluklarını göremediğimiz ve görsek de gündemimize almadığımız; aslında zihnimizde aşırı sevilme, değer bulma, onaylanma güvende hissetme ihtiyaçlarını partnerimize yansıtıp onu yeterince tanımadığımız bir düzlemde mi ilişkiye (evlilik, aile hayatı) başlıyoruz?

Bu kitap sevgili, eş, dost ilişkisi gibi yakın ilişkilerde ne yaşadığını tam olarak anlamak isteyen kişiler için hem kendini hem de ilişki içerisindeki kişileri anlamak için açılım olacak bir kitaptır. Her ne kadar Duygu Odaklı Terapi bilimsel bir yaklaşım olarak vaka örnekleriyle anlatıyor da olsa dilinin anlaşılabilir olması dolayısıyla sadece bu alanda çalışan profesyonellere değil; kişinin, kendisiyle, esiyle, çocuğuyla, çalışma arkadaşıyla yaşadığı ilişkide gözden kaçan kör noktaları görmesini, anlamasını, kişinin farkındalığıyla zihninin berraklaşmasını da sağlayacak bir kitaptır.

Ayrıca profesyonellerin olgu örnekleriyle uygulamaları ve Leslie S. Greenberg ile yapılan süper vizyon çalışmaları ile Duygu Odaklı terapiyi nasıl yapabileceklerini de gösteren bilimsel bir kaynaktır. Bu kitap; biyopsikososyal, deneysel, bilimsel açılardan doğumdan itibaren insanın ruhsal dünyasının nasıl şekillendiğini, nasıl çalıştığını; bilinçdışı ve bilinçte diğer insanlarla gizli ve açık bir iletişimler nasıl ilişki kurduğun anlatmaktadır. 

 

YAKIN İLİŞKİLERİN GİZLİ ANLAMLARI (ÖZET)

Duygu Odaklı Terapi

           Duygu odaklı terapi, Leslie S. Greenberg tarafından oluşturulmuş bireysel ve çift terapisi yaklaşımıdır. Duygu odaklı terapi; duygu teorisinden, duygulanım nörobiliminden etkilenen neo-hümanistik ve deneyimsel bir entegratif yaklaşımdır. Özellikle depresyonda, duygulanım, anksiyete ve yeme bozukluklarında kullanılmaktadır. Psikotik, sizoid, sizotipal, borderline, antisosyal kişilik bozukluklarında; intihara meyilli, yoğun depresif epizod geçiren danışanlarda, alkol ve uyuşturucu bağımlılarında ise kullanımının uygun olmadığı düşünülmektedir.

            Duygu odaklı terapi modelinde kendilik, her an etkileşimle değişebilen (duygu şemalarının islenme biçimine göre) ve sürekliliği olan dinamik bir sistem olarak ele alınmaktadır. Yani bu yaklaşımda insanın karakter yapılanmasından ziyade karakter işleyiş örüntüleri üzerinden süreci yapılandırmak önem taşımaktadır. Bu şekilde temellendirilen terapi, terapist ve danışanın ben-sen ilişkisi ile ortak/eşit konumda yürüttükleri güçlü ilişkiye dayanan bir süreçtir. Bu süreçte; danışanın yaşadıklarından kaynaklı çeşitli duyguların fark edilmesi, ifade edilmesi ve düzenlenerek işlevsel hale getirilmesi hedeflenmektedir. Farkındalıkla yaşanan yeni deneyimler, kendiliğin güçlenmesini ve dönüşümü beraberinde getirmektedir. Bu yaklaşım; tanı koymaktan ziyade ağırlıklı olarak danışanın seans içinde neler hissettiğine, iç dünyasında neler yaşadığına, danışan için nelerin önemli olduğuna ve bunların işaretlerine odaklanarak işletilmektedir.

            Duygular; insanlarda doğuştan kategorik olarak var olan şablonlardır. İhtiyaçların karşılanmasını değerlendirmek, hedefleri belirlemek ve kaygı oluşturacak bir durumu tespit etmekle ilgili değerlendirmeleri sağlamaktadırlar. Aslında birincil sinyal sistemi işlevi görürler. Hisler ise iletişimde bu şablonlarla beraber yapılanan düşünce ürünü olan duygu ve deneyimler bütünüdür. Doğumla birlikte çok hisli bir şekilde büyüyen korteks, kendisinde doğuştan var olan bu duygu şablonları ve deneyimleriyle işlevsel cevaplar oluşturmaktadır. Duygu şemaları söz öncesi dönemde, beden duyumları, görsel uyaranlar ve kokular gibi unsurları duyumsama üzerinden bakıcıyla ilişki ile yapılandırılır. Duygu şemaları, yorumlanmış olarak durumları ve bireydeki duygusal etkileri göstermektedir. İnsanın yaşadıklarına bağlı oluşan duygusal cevaplar, şematik duygu hafızasının yerleşmesini sağlamaktadır. Bütünleşmiş şemalar ise var olan pek çok şemanın organize halde bir araya gelmesiyle oluşmaktadır. Gelişim sürecinde bakıcıyla yaşananlar güvene dayalı, destekleyici ve karşılıksız sevgi temelli ise duygusal şematik hafıza kayıt sistemi, işlevsel (adaptif) ağırlıklı yapılanır. Aksi taktirde ise korku/güvensizlik, utanç/yetersizlik/değersizlik ve terk edilme/sevilmeme/yalnızlık vb. temelli bozuk duygusal şematik hafıza kayıt sisteminin oluşturacağı uyumsuz (maladaptif) duygulanımlarla karşılaşılır. Bu durum, davranışların negatif eğilimli olduğu ve kendilik organizasyonunun bozuk olduğu bir yapıya işaret etmektedir.

            Gündelik yaşamda etkileşim ve iletişime bağlı olarak bazı duygu şemaları uyarılmaktadır. Duygu odaklı terapi yaklaşımına göre bu şemaların etkinleşmesine bağlı kendilik algıları ve kendilik organizasyonu ortaya çıkmaktadır. Bakıcıyla oluşan ilk öyküyle beraber olay ve ilişkilere bağlı olarak tekrarlanan acı verici duygusal deneyimler sıklaştıkça, sistem işlevsizleşerek işlevsiz yanıtlar oluşturur. Yani olay, kişi ve durumlarla ilgili olanın dışında farklı, abartılı, kati, işlevsiz anlamlar oluşturulur ve algılanır. İşte seanslarda danışanın işlem biçimi sorunlu duyguları ile oluşan davranışlara odaklanılır. Böylece danışan, hayatında sorun olarak tanımladığı şeylerin kaynaklarını anlar ve davranışlarının açık/örtülü anlamlarını fark eder. Terapist kişide bulunan adaptif duyguların ortaya çıkmasında da rol oynayarak maladaptif duygu şemalarının dönüşmesini ve hatalı kendilik organizasyonunun değişmesini yapılandırır. Bu süreçte iki Sandalye Tekniği sıkça kullanılır.

            Birincil duygular, o anki koşullara ve olaya bağlı olarak ortaya çıkan adaptif veya maladaptif nitelikler taşıyabilen hislerdir. İkincil duygular, sıradan bir olay ve durumun etkisiyle oluşmuş birincil duygu ve düşüncelere bağlı duygusal tepkilerimizdir. Manipülatif duygular ise kişinin otomatik, diğer insanları etkisi altına almayı sağlayan, gerçekçi olmayan duygulardır. Duygu odaklı terapi yaklaşımında kişinin birincil Manipülatif duygularını ortaya çıkarıp dönüştürebilmek için duygularını işaret eden bedensel ipuçlarını fark etmesini, geçmişe ilişkin duygularının açığa çıkmasını desteklemek önemlidir. Danışanın kaldırabileceği ve kontrol edebileceği ölçüde duygularını ifade etmesi kontrol edilmeli ve danışana eşlik edilmelidir.  

            Danışanın kendini ve duygularını keşif sürecinde terapistin empatik/sakin/dingin olması, danışanın ve kendisinin ne yaşadığını anlamaya çalışması ve danışana anlaşıldığını hissettirmesi sürecin temelini oluşturmaktadır. Bu esnada empatik anlama, empatik doğrulama (kabullenme), empatik keşif, empatik canlandırma, empatik tahminde bulunma gibi araçlar kullanılmaktadır. Bunlara ek olarak danışanın kendini yatıştırabilme kapasitesinin geliştirilmesi, güvenli alan oluşturabilmesinin desteklenmesi de süreç açısından önemlidir. Bu şekilde danışanın duygularını fark ederek/hissederek ifade etmesi, o duygularla beraber durarak kendini yatıştırma becerisi geliştirmesi, kaçınma davranışlarını ve bedensel ipuçlarını takip etmesi; danışanı yaşadıkları üzerine derinlemesine bir düşünme aşamasına ilerletir. Bu aşamada geçmiş yaşantıları şu an ki düzlem üzerinden değerlendirir ve özümseyerek tutarlı bir hikâyeye dönüştürebilir. Bu dönüşüm aşamasında metaforların kullanımı ve terapistle danışan arasında kurulan yeni duygusal bağnüın özneler arası düzeltici deneyimi sağlaması da çok önemlidir.

            Bu terapi yaklaşımında formülasyon; yapılanmaya devam eden, danışan-terapist arasındaki güçlü ilişkiyle şekillendirilen ortak bir çalışma niteliğindedir. Süreç tanısı ve formülasyonda en önemli nokta, danışanda bulunan farklı im ve işaretlere dikkat edilmesidir. Danışanın sorununun anlattıkları eşliğinde ve merakla belirlenmesi süreçte ilk aşamayı oluşturmaktadır.  Bağlanma ve kimlik gelişimiyle ilgili süreç açısından danışanın yaşadıklarının ve şu an ki yaşadıklarının belirlenmesi, duygu işlem stilinin dikkate alınması sürecin diğer önemli aşamalarıdır. Danışana acı veren yönlere odaklanılması ve ona eşlik edilmesi, danışanın tepkilerindeki ipuçlarının belirlenmesi ve çözüme yönelik uygun görevler verilmesi, anlık isleyişlerle beraber danışana ve ilişkilerine yönelik temel sürece odaklanılması sürecin diğer aşamalarını oluşturmaktadır.

            Çiftlerin ilişkilerinde de insanları birbirine yakınlaştıran temel etmen duygulardır. Evlilik; çok boyutlu, duygusal süreçleri olan bir bağdır. Yakın ilişkilerde bağlanma, kimlik korunumu, çekim ve cazibe üç önemli motivasyon kaynağıdır. Sağlıklı bir yakın ilişki; kişilerin olumlu yönleriyle olduğu kadar zayıf yönleriyle de kendilerini ortaya koyabildikleri gerçek, samimi, açık bir düzlemde yürütülür. Sağlıksız bir yakın ilişkide ise geçmiş yaşantılarına bağlı olarak kişiler, bağlanma ve kimlik geçmişleri/ihtiyaçları üzerinden hareket edebilmektedir. Duygu odaklı terapi, eslerin birbirine duygulanımlarını düzenlemeleri gerektiğine odaklanmaktadır. Yakın ilişkilerdeki kişiler, birbirlerinin birincil duygularının düzenleyicilerdir. Çiftler arasındaki çatışma ve sorunlar, kişinin hem kendisinin hem de esinin duygu düzenlemesinin bozulması sonucunda oluşmaktadır.  

            Bu terapi yaklaşımıyla kişi hem kendi duygularını düzenleme hem de esinin duygularını düzenleme yetisini geliştirmesi için desteklenir. Duygu odaklı çift terapisi yaklaşımında süreç beş aşama şeklinde yapılandırılmaktadır. İlk aşamada çiftler ile ittifak kurulması ve iş birliğinin sağlanması gerekmektedir. Daha sonra eşler arasındaki olumsuz etkileşim döngülerini (bağlanma-yakinlik/uzaklık; kimlik korunumu-yukarıda/aşağıda) belirlemek ve bu döngülerin tırmanışını hafifletmek aşaması yapılandırılmaktadır. Daha sonra bu döngülerin altındaki duygulara ulaşmak ve bunların neden oluştuğuna dair farkındalıkla beraber yeniden yapılandırmayı sağlamak önem taşımaktadır. Son aşamada ise eşlere ilişkinin yeni durumunu ifade etmeleri ve olumlu etkileşim döngülerini pekiştirmeleri için zemin hazırlanmaktadır. Eşler arasında güven zedeleyen duygusal yaralanmalarda ise bu yaralanmaların öncesi/sonrası etkileşim döngülerine de dikkat etmek gerekmektedir. Bu tip sorunlarda terapi sürecinin yapılandırılmasında bazı farklı noktalar/araçlar da kullanılmaktadır. Duygu odaklı bireysel/çift terapisinin etikliğini gösteren pek çok bilimsel çalışma da mevcuttur.

 

Psk.Dan. Gülnur ILK

 

Temin Etmek için; 0212 212 61 71

 

Randevu Talep Formu